KADÎM PLANIN NABIZ YOKLAMA ALANLARI KOBANİ VE ÇEVRESİ

Yeniden kur(gulanan)ulan dünya düzeninin coğrafi, siyasi ve sosyo-ekonomik programı çerçevesinde şekillendirilmek istenen Ortadoğu, aynı zamanda büyük İsrail’in kurulmasının önünü açacak planın uygulama alanlarına sahne olmaktadır. Kobani ve çevresi bu planın Türkiye’ye açılan koridoru olup nabız yoklama ve müdahaleye açık, imkân yaratma mekânlarıdır.

Meşruiyetini kutsal kitabından alan büyük İsrail projesi Doğu’da Ürdün, Suudi Arabistan’ın büyük bir bölümü, Kuveyt, Fırat Havzası ve Irak’ın bir kısmı, Güney’de Sina Yarımadası, Kahire ve Mısır’ın bir bölümü, Batı’da Kıbrıs, Kuzey’de ise Lübnan, Suriye ile Van Gölü’ne kadar uzanan Türkiye topraklarını kapsamaktadır. Batı’nın Şark meselesi(Doğu Sorunu) nin bir parçası olarak devreye sokulan bu planın ilk hazırlayıcıları 1821’lerde Osmanlı döneminde Doğu ve Güneydoğu’da köy köy gezen Hıristiyan misyonerleridir. Tarlanın sürülmesi o dönemlerde başlamış, fitne tohumları ekilmiş, netice olarak Osmanlının son dönemlerinde bir taraftan Ermeniler tahrik edilmiş, isyanların bastırılması ile ve tehcirle sonuçlanmış,  diğer yandan Kürt milliyetçiliği devreye sokularak bölge hassas hale getirilmiştir. Ermeni diasporasını yönlendiren çevreler bugün hala Türkiye’nin başını ağrıtmakta, Kürt milliyetçiliği ise Türkiye’de  söylem olmaktan çıkıp 1984’lerden beri silahlı eyleme, kaotik ve anarşik olayların muharrik gücüne dönüşmüş bulunmakta, toplumsal alanda şiddeti yüksek fay hatları oluşturmaktadır. Buna paralel olarak siyasi anlamda bölgesel özerklik istemleri açık ve kapalı olarak dile getirilmektedir. Diğer yandan aynı milliyetçilik anlayışı ABD’nin Irak’ı işgaliyle Kuzey Irakta bölgesel bir yapıya dönüşürken şimdi Suriye’de PYD önderliğinde kadim planın parçası olarak zemini hazırlamaktadır. Ne ilginçtir ki 1916’da  İngiliz ve Fransızların Ortadoğu bölgesinin bölüşüm haritasının ortaya çıkışını sağlayan sykes-pikot anlaşmasının mimarlarından olan İngiliz Mark Sykes 1900’lü yıllarda, Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde kabile ve aşiretler üzerinde çok ince ayrıntılı saha çalışmaları yapmış ve bu çalışmalara bağlı olarak 1908’de The Kurdish Tribes of The Ottoman Empire adlı bir makale yayınlamıştır.  Öyle anlaşılıyor ki Sir Skeys 1821’lerden beri ekilen tohumların hasat kontrolünü yapmıştır. Sonuç olarak Ortadoğu’da etnik ve dini kimliğe dayalı şekillenmelerin temeli atılmış ve bugünlerde inşa süreci devam etmektedir. Etnik ve dini yapılar günümüz asimetrik savaşlarının en önemli  araçlarıdır. Jeopolitiğin yerini alan  teopolitiğin stratejik unsurlarıdır. Pentagon stratejisti Hungtinton´un medeniyetler arası savaş olarak belirttiği tezin aslında kadîm plana uygun bilinçli ve hesap edilmiş bir plan, program olduğu anlaşılmıştır. Afganistan´dan Irak’a, Yemen´den Suriye´ye aynı din içinde yer alan din ve mezhep mensuplarının kanlı çatışmaları, birbirlerini yok edişleri bunun belirgin göstergesidir. Dün Afganistanda Talibanın, bugün Suriye´de DEAŞ mensuplarının yapıp ettikleri bu programa uygun kiralık örgütler olduğunu ortaya koymaktadır. Zira adı geçen örgütlerin eylemleri neticesinde faydalananlar hep bu örgütlerin arkasındaki devletler olmuştur. DEAŞ özel olarak kurulmuş bir örgüttür. ABD´nin askerlerini  Irak’tan çekmesinden sonra yapılmak istenipte yapılamayanlar bu örgüt tarafından gerçekleştirilmekte, diğer yandan İslam´ın imajı bu örgüt sayesinde dünya kamuoyunda kötülenmekte ve belki de en ilginci Batı ülkelerinde Müslüman olmuş ancak maalesef selefi akımın tuzağına düşmüş gençler bu örgüte kaydırılarak ya ölüm makinası yapılmakta ya da ölüme sürüklenmektedirler. Böylece hem Irak ve Suriye´de hedeflenen sonuca hiç bir askeri risk olmaksızın ve kendi kamuoylarının tepkisini almaksızın ulaşılmakta, diğer yandan müslümanlar birbirine kırdırılmakta, müslümanın müslümana güveni sarsılmakta ve geleceğe ilişkin ümitleri kırılmakta, batıdan bu örgüte gönderilen yeni Müslüman olmuş gençlerin gönderilmesiyle de Batılılar gelecekte potansiyel tehlike olarak gördükleri bu müslüman gençlerden kurtulmuş olmaktadırlar. Zira adı geçen örgüte katılanlar tekrar ülkesine dönememektedirler.

Şimdi müslümalar olarak, islam coğrafyasında yaşayan ve 1699 karlofça anlaşmasından bugüne sürekli toprak kaybeden, değerlerini yitiren, birlik ve beraberliği paramparça olmuş, yeniden diriliş ve varoluş için mücadele veren, vermesi gereken bir milletin murisleri olarak bizler çok iyi düşünmeli, nerede hata, ihmal, eksiklik, tembellik varsa derhal giderilmeli millet olarak sürdürülebilir bir var oluşun imkanlarını güçlendirmeliyiz. Doğu ve Güneydoğuda mikro milliyetçiliğe dayalı söylem, silahlı eylem, siyasi ve sosyal yapılanma içine girerek bölgeyi ateş topuna çeviren gafil, cahil, Batının vaatlerine kanmış vatandaşlarımız, tarihdaşlarımız, dindaşlarımız şunu çok iyi bilmeliler ki 1914´lerde kendilerine vaat edilen topraklarda sun´i devletçikler kurulmasına razı olup Osmanlıyı arkadan vuranların hâli bugün ortada. İşte Irak, işte Suriye  ve diğerleri.  Böl, parçala yut taktikleriyle, aceleye getirmeden sindire sindire aradan yüz yıl geçse de orta Doğu sofrasında bitirilmektedir. Sofranın en iyi, lezzetli yiyeceklerini( petrol ve enerji kaynaklarını) alarak kalanlarını yerli halka bırakıp aralarında da kavga çıkararak güvenli bir şekilde arkalarına yaslanmış kendi ülkelerinde hayat sürmektedirler. Orta Doğu´da yaşayan ve adı müslüman olanlar da mensup oldukları din ve medeniyet bir arada yaşama kültürünün her türlü örneğini içermesine rağmen birbirlerini öldürmekte, ölürken ve öldürürken batının silahını kullanarak yine ona kazandırmakta ve bu hal böyle devam etmektedir. Bugün Orta Doğu’da etnik kimliğe dayalı olarak kurulmak istenen Kürt devletçikleri de yarın, Kürdistan olarak kurulsa da zamanı geldiğinde büyük İsrail için ortadan kaldırılacaktır. Bunlar da kendi aralarında Kurmançi, Zaza,Botani, Behdini  vd şeklinde bölünecektir. Uyanın ey Selahaddin Eyyubi’nin torunları! Bu bir tuzak.  Geçici bir takım menfaatler için gelin bu oyuna kanmayın. Bu planı beraber bozalım. Kocaman Osmanlı 19. yüzyıl milliyetçilik rüzgârları ile parçalandı. Önce Balkanlar, sonra Kafkaslar, daha sonra orta doğu hep bu etnik yapılanma ve vaatler yüzünden koptular. Dün Osmanlı sizi sömürüyor diye kandırılanlar bugün kimler tarafından nasıl sömürülüyor. Artık 19. Yüzyıl milliyetçiliği ile 21. yüzyılda yaşayan milletler ayakta kalamıyor. Ne makro düzeyde ne mikro düzeyde sürdürülen milliyetçilik bize yetmiyor. Bunu yeniden düşünüp millet olmaya, milletçi olmaya yönelmeliyiz. Aksi takdirde bu yönelişler hepimizi bütün Orta Doğu sakinlerini mahvedecektir.

Prof. Dr. FAZLI ARABACI